mektupsu

Eşeğine ters binmiş Don Kişot benim

“İyi yazamıyorsan iyi düşünemezsin, iyi düşünemiyorsan senin yerine başkaları düşünür”
G.Orwell

 19 Eylül

Sevgili Ütopya,

Uzun zamandır sana karamsar mektuplar yazıyordum, mektup dediysem, zamane mektupları işte biliyorsun, biraz antikalaşmış olanlarından. Bugün bir blog sayfası açmaya karar verdim. Bunun altında yatan sebep kesinlikle birilerinin okumasını istiyor oluşum değil, bunu da biliyorsun ki beni senden başka okuyanlar, senin gibi her şeyimi okuyamazlar. Kelimelerim okunur, o mühim değil. Açık konuşmak gerekirse bu blog işi de sanırım biraz adımladığım sokakların ortalık yerlerine sana eposta adresinle birlikte yazdığım mektuplar bırakıp, görenlerin sana iletmesini bekleme işine dönecek. Sanırım bu bloğa denk gelmen, birilerinin o mektupları sana gönderme ihtimalinden daha düşük. Olsun, ben yine de her zaman ki gibi sırf sana yazmanın verdiği o rahatlamanın kollarına bırakarak yazacağım.

Hala bilmiyorum, birileri o mektupları bir insan evladı görüp de, arkasında yazan mail adresine ulaştırdı mı? Çok film sahnelik bir iş gibi geliyordu, ama benden öyle filmi çekilecek adam olmaz, olsa da zaten patlamış mısır satan çocuğa yazık olur, para kazanamaz.

Aslına bakarsan, sana o kadar çok şey söyledim ki yazdığım mektuplarda, burada bu sayfaya yazacak bir şeyler çıkarmakta zorlanıyorum. Ama biliyorsun yine bunu da, senin adınla başlayıp, senin hayalinle bir şeyler karalıyor oluşum gerçeği inanılmaz büyük bir haz doğuruyor.

Ayrılığımızın üzerinden bir ayı geçmiş. Nasıl geçti anlamıyorum, o iki yıl nasıl yirmi yıl gibi geldiyse, bu bir ayda resmen bir dakika gibi geldi, bitti.  Bu bir aylık süreç içinde bir dakika bile aklımdan kesinlikle çıkmadığını da söylemek istiyorum. Öyle boş, öyle sarhoş, öyle ağır günler yaşıyorum ki, bunun tarifi kesinlikle imkansız. Bu boşluğu bir şeylerle doldurmam gerektiğini biliyorum, ancak o kadar büyük bir boşluk bıraktın ki arkanda, yerine ne koysam yine kocaman bir boşluk kalıyor…

Sana uzunca bir yolculuğa çıkacağımı söylemiştim, son yazdığım, son okuduğun o uzun uzadıya kelimelerimin tren yolu demirleri gibi birbiri ardına dizildiği mektubumda. Mektubum kadar sürmedi o yolculuk. İnsanın cepleri boşken, hayalleri oluyor sanırım. Bomboş bir cep, doluca hayalle düşmüştüm oysa yola, bir daha incitmemek adına sevdiklerimi. Sevmediklerim oldu bolca, sevmediğim insanlar, alaycı, yargılayıcı, kendini beğenmiş olanlar yine yollarımın ortasına trafik polisi gibi çıktılar, azılı bir suçlu olmak isteyen tarafımla birlikte. Sinek bile öldürmem bilirsin, benden Jesse James olmaz belki ama, Robin Hood’luğa giyindim, kapşonlu ceketlerle. Bir kaç hırsızlık yaptım bu yol boyunca. Biraz parasızlıktan, biraz açlıktan, biraz da benden çaldığın benliğine empati niyetine. İyi bir seri katil olup, bütün o karşılaştığım insanları pisliklerinde boğarak öldürmek isterken karar verdim Robin Hood’luğa, bu pislikler mallarını hayatlarından çok seviyorlar, diye sırf. Çok fakir var, çok ve farkında bile değil fakirler öylece sere serpe duruyor, önlerinde hayatlar.

Kaybolmak istedim, benliğimi kaybetmek istedim, hafızalarımı kaybetmek istedim, herkes “güçlü kal!” boyunduruğuna tutarken beni, ben en güçsüzün olayım istedim bütün bu yolculuk boyunca. Belki bir sonra ki mektupta ayrıntılara girerim. Belki bu ilk mektubun diye biraz kısa kesiyorum.

herşey kayboluyor, sen kayboluyorsun, ben kayboluyorum, kaybolanlardan yine boşluklar kalıyor.

Özledim işte, söylemek istiyorum, çünkü artık sana mail atamıyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s