mektupsu

Küçül Çocugum

Büyükler hiçbir şeyi kendi kendilerine anlayamazlar. Onlara durmadan her şeyi anlatmak da çocuklar için yorucudur.

21 Eylül

Sevgili Ütopya,

Blog üçüncü gününe giriyor ve ben bu konu ile ilgili sana muhteşem bir haber vermek istiyorum. Blog’un yönetici sayfasında ziyaretçi istatistiklerini tutan bir zımbırtısı var ve bugün itibariyle yalnız bir ziyaretçi almışım. Onu da sanırım telefondan sitenin nasıl göründüğüne bakmak için girdiğimde ben yaptım. Bu haber aslında beni mutlu ediyor, birilerinin okumasından çok senin okumanı istiyorum. Senin okumandan çok, sana yazmak istiyorum. Sana yazmaktan daha çok istediğim tek şeyin ne olduğunu sanırım biliyorsundur.

Bir de düşünüyorum da, bu sayfaya birileri denk geldiğinde neler düşünecek acaba? Çocukça bir aşk gibi mi görünür kestiremiyorum. O yüzden yaşadığımız şeylere çok değinmek değil de hissettiklerime değinmek istiyorum. Buraya girip okuyanların neler düşündüğünden çok, buraya yazanın nasıl düşünmeyi unuttuğunu gözler önüne sermeyi istiyorum. Her şeyden cayan bir halim var ve nasıl çayı şekersiz içemiyorsam, caymalarımı da sensiz yapamıyorum.

Yazdıklarımı okurken, edebi bir şey okuduğunu söylediğin günden bu güne her gün neredeyse gün içerisinde onlarca şey yazıyorum sana. Onlarca. Okumayacağın, bilmeyeceğin onlarca şey… Kimseye açmadığım kapılarımı sana açıyorum, herkesin suratına çarptığım kapının anahtarını sana veriyorum ve şimdi o kapı kendiliğinden kapanmasın diye zemin ile arasına yazdığım mektupları sıkıştırmaktan başka çare bulamıyorum.

Yazdığım mektuplarımı eposta adresine göndermeyi kesip, artık burada yayımladığım için aslında o gönderilen mektupların verdiği rahatlama hissiyatını biraz kaybettim. Bu kayıp başıma iş açmaz sanıyordum ama çorabın alasını ördü. Sen hiç çorap ören birisini gördün mü? Örgü şişlerini kare haline getirip yapıyorlar, onu ilk gördüğümde tuhaf bir aydınlanma yaşamıştım. Yine benzer bir aydınlanmayla yakıyorum karanlığı. Tepemde dört kişilik bir düşünce bulutu var. Seni, köpeğimizi, annemi ve tekrar seni düşünüp duruyorum. İki farklı Ütopya var beynimin tam derinliklerinde, bilinçaltımın sularında yüzen. Tahmin etmesi sanıyorum çok zorlamaz seni, beni seven ve sevmeyen Ütopya’lar ve ben en çok beni sevmeyen halini seviyorum.

Beni zorlanarak bırakmaya karar verişin, geri dönmek istemeyişin, artık sevmeyişin bana hep olmak istediğim adamı hatırlatıyor. Hep sevmek istediğim kararlı kadının ta kendisi Beni Sevmeyen Ütopya olduğu için bu halini daha çok seviyorum. Ben yükseklerden korkan çocuk, şimdi ayaklarım boşlukta sallanıyor ve ben yerin adını unutacak kadar yükseklerde boğuşurken, senin yere sapan sağlam basan ayaklarını tepeden hayranlıkla izliyorum. Sana tepeden bakıyorum, küçül çocuğum. Birkaç yaş daha.

Çünkü gün geçtikçe ben yaşlanıyorum ve sen küçülürsen belki seni daha çok severim.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s