mektupsu

Soğanlı Mektup

“Yokluk her zaman çoklukla eş anlamlıdır ve boş bir zihinden daha kalabalık bir şey yoktur”
Vladimir NABOKOV

26 Eylül

Sevgili Ütopya,

Yine bugün bir önce ki günün aynısı, bir önceki benin aynasıyım. Hayat akıp gitsin diye beklerken, kendimi ağaca bağlı renkli bir çaput gibi hissediyorum. Öyle sakin esiyorsun ki, ardından kendimi hoyrat bir rüzgara yabancılık çekerken bulabilirim. Bilkent’in akademik takvimine baktım, stalk denilen zırvalığı yalnız böyle yapabiliyorum. Bu yüzden okulun açıldı biliyorum ve içimden her akşam bir dilek tutturuyorum “aman yatağın kenarında kalma” diye. Ben düşlerin kenarından düşeceğim az kaldı, senin gülüşlerinin kenarına çikolata bulaşsın da sen benim sözlerimin acısından, gözlerinin açısını kaçırsan da olur.

Mutluluk dediğin, sanırım banka kredilerine benziyor. Pis bir borca girmişim, alacaklıların hepsi kapıda ve ben bomboş bir ceple olduğum yerde suyu sararmış, çiçekleri aylar önce solmuş plastik bir vazo gibi duruyorum. Yokluğun, salonun ortası İnönü Stadı, ayaklarımın “Şifo” olduğu günlerde vurduğum topa çok benziyor. Hatırlasam çarpıyorsun, düşüyorum, dökülüyorum da bir türlü kırılamıyorum. Kırılsam annen de kızmaz.

Bugün çok fazla kitap sayfası çevirmedim, benden akıllı aletlere ilişmedim, aptallığımı pekiştirdim. Biraz geç uyanmışım, uyanmak hala çekici değil; uyku desen, enseme sürtünen kocaman etiketli bir kazak giyip de, Antalya sıcağında, güneşin alnında sana sarılmak gibi. Of! Sonu yüksekten düştüğüm rüyaların öncesi gibi, nasıl sıcak basıyorsun bilsen ve bilirsin ben sıcağı hiç sevmem; o yüzden diyorum bana karşı takındığın bütün bu soğukluk, yine sırf ben seviyorum diye, kandırma kendini…

Sanırım yazmaktan da yoruluyorum, okumayacak olmanın verdiği hayal kırıklığı; bütün yükümle kayığa binmiş sana gelirken, küreğimi düşürmüşüm de ortada kalmışım gibi. O yükler işte teker teker suya düşüyor ve timsah dolu bu gölde elim ayağım titriyor, bu yüzden klavye tutamıyorum anlayacağın. Tuşlara her basışta bana doğru marş eden ordunun postal seslerini duyuyorum da, senin karşında kıt’a duruyorum.

Bu sıralar senden kanalların arasında bir kartpostal bekliyor olmam gerekirken, televizyon kanallarında imrenilecek hayatlara misafir oluyorum. Beni sana getirip, seni bana taşıyan yeşil hırkamla, oturmuş “Wilco ile Yaşasın Yemek” izliyorum. Bilirsin bu ikisi ne anlama gelir. Aklımdan bu yemeği yarın Ütopya’ya yaparım diye geçiyor haliyle ve ben şimdilik sadece soğanları doğruyorum.

merak etme ama;

Diğerlerini de gelince tencereyi atarız…

Reklamlar

Soğanlı Mektup” için 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s